Kime Dert Oldu?
Sevgili Yurtta Haber Gazetesi okurları zaman zaman bu köşede, kıyısından kenarından değindiğimiz Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi nihayet yasalaştı. Hükümet bu atağı ile yine AB’nin gözüne girmeyi başardı.
Ne mutlu AB’ye adayım diyene!
“Türküm” demekten utananların, çekinenlerin bu sözü hemen benimseyeceklerine adım gibi eminim.
Aslında meselenin ortaya çıkışı da epey garip oldu. AB’ye uyum sağlayacağım diye AKP’nin “düzelttiği” TCK’da, unutuluvermiş 301. Madde… Ne zamanki Türk düşmanları azıp da iftira dolu, hakaret dolu şeyler söylemeye başladı, kinlerini kusmaya kalktı, madde devreye girdi nihayet. O da bazı sivil toplum örgütlerinin çabalarıyla tabii… Ancak gel gelelim Hrant Dink ne zaman yargılanmaya başlandı kıyamet de kopuverdi.
AKP’nin Avrupalı dostları devreye girdi. “Siz ne yapıyorsunuz öyle” diye… Tabii “diklenmek yok dik durmak var” diyen bakanların başı da öyle bir dik duruş sergiledi ki, evlere şenlik.
“Ne de olsa en az Hrant kadar hepimiz Ermeniyiz, o halde AB’ye her türlü tavizi de vermeliyiz” dedik ve 301 hakkında yapılan kara propagandaya elimizden geldiğince destek verdik.
Tam o günlerde adalete bakan zatı muhterem çıkıp AB’ye yönelik sert eleştirilerde bulunuyordu hatta ve hatta Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılmak istenen Ermenici konferansa da çok sert tepkiler gösteriyordu. Ancak, çok değil sadece birkaç ay evvel bu kez başbakanın yardımına bakan aynı kişi, 301’inci maddenin Türkiye’nin itibarını nasıl “sarstığını” anlatmaya başladı…
Dönüşlerin keskinliği sizi artık şaşırtmıyordur herhalde. Koskoca başvekil 50 yaşından sonra “ben gelişerek değiştim” diyerek övünebiliyorsa durumu anlayışla karşılamak gerek.
Ama meselemiz dönüşler, kıvırtmalar ve yalanlar değil tabii. Meselemiz TCK’daki bu maddenin nasıl bir rahatsızlık yaratabildiğidir. Maddeyi tekrar yazmayacağım buraya. AKP’li vekillerin büyük çabalarıyla meclisten geçirdiği yeni kanunun başlığı “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” olarak değiştirildi.
Kabul edilen 301. maddeye göre, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini veya Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak. Devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişilere de aynı ceza uygulanacak.
Peki, Türklük ile Türk Milleti arasındaki “derin fark” neydi AKP’li AB düşkünlerine göre?
“Türklük” ifadesi neyi kapsıyor? Bence T.C. Vatandaşlarının tümünü, yurtdışında yaşayan hemşerilerimizi (hangi tabiiyette olursa olsun) ve Kosova’dan Doğu Türkistan’a kadar uzanan koskoca Türk Dünyası’nı…
“Türk Milleti” neyi kapsıyor? Anayasa’ya göre sadece T.C.’ye vatandaşlık bağı ile bağlı olanları. Diğerlerini bu kavramın içine sokabilir miyiz o halde? Bence sokamayız. Özellikle de hukuki bir durum doğduğu zaman.
Suçun nevi ne? Aşağılama… Hakaret ve iftira gibi hususlar ne olacak peki? Tamam, TCK’da bu suçları da kapsayan maddeler var. Ama buradaki “aşağılama” da o zaman, o kapsamda ele alınsaydı. Neden böyle oldu? Kimse bilmiyor… Ya da bilmezden geliyor.
Benim görüşüm şudur ki; yapılan son değişiklik sonrasında T.C. vatandaşı olmayan Osmanlı tebaası veya Osmanlı devlet adamlarını aşağılayabiliriz. Onlara her türlü iftira hakaret ve aşağılamayı yapabiliriz. Ne de olsa şikâyetçi olabilecek kimse yok ortada.
Bu neyi getirecek? İftiracı hainlerin saldırılarını meşru bir satha oturtmalarına ve dışarıdaki düşmanların da ellerine koz vermeyi tabii… Ancak ne önemi var ki? “Hepimiz Ermeni değil miyiz?”
Ey hilafet ve saltanat aşığı görünüp de Osmanlı atalarına sövdürmek için elinden geleni yapan AKP yönetimi, ne düşünüyorsun bu konuda?
Bakalım adalete bakanınız Osmanlı’yı, dolayısıyla Türk Milleti’ni hedef alan Ermeni yalan ve iftiralarına karşı nasıl izin verecek ya da veremeyecek hep birlikte göreceğiz…
Ermenilere tazminat ödemek için para biriktirmeye başlasak mı acaba? Nasılsa bu tazminat da AKP’ye değil yine bu millete kapak olur!
İnşallah ben yanılırım… Yanılırsam hiç de üzülmem ne yalan söyleyeyim…
Hakan Cem Işıklar
22 Mayıs 2008
2008 EUROVİSİON FACİASI VE
ZÜBÜKLÜĞÜN DANİSKASI
Geçtiğimiz günlerde bir Eurovision faciası daha yaşadık. 2005 Yılında yine bu sayfalardan sizlerle paylaştığım düşüncelerimin benzerlerini yazacağım. O gün ne demiştik? Aynen aşağı alıyorum.
“Herkesin gördüğü gibi Yunan şarkısındaki Karadeniz havası çok dikkat çekicidir. Daha dün sözde Küçük Asya Soykırımı’nı anan Yunan ‘dostlarımız’, bugün “Pontus” yöresinden derledikleri bir ezgiyle bizden 12 tam puanı alabilmektedirler. Kıbrıs Rum Kesimi ile yaptıkları geleneksel paslaşmaları da geçerek soralım; hangi akla hizmet ederek biz bu Yunan şarkısına 12 puan veriyoruz? Kim veriyor? Cep telefonlarından mesaj gönderen vatandaşlar mı, yoksa TRT’ye jüri diye çıkarılan ve kimin adına karar verdikleri belli olmayan kişiler mi? 70-80 Milyon insanla dalga geçer gibi verilen bu 12 puanın hesabı sorulmalıdır. Ben buradan soruyorum. Eğer yüreği yeterse, TRT Genel Müdürü zat ve onun amirleri de sorsun, görelim.”
Yahu bu Türk milleti mevcut aşağılık duygusunu nasıl yenecek artık iyice merak etmeye başladım. Burada muhtemelen milletin günahını alıyorum ama milleti keriz yerine koyan birkaç zübük de gerçekten yalakalık sanatının en ince ayrıntılarını her Eurovision’da tam manasıyla sergiliyor.
Yarışmanın sonrasında bakıyorum gazetelere, herkes komşu komşuya oy verdi görüşünü dile getiriyor.
Evet biz de komşumuz, canımız, ciğerimiz Azerbaycan’a bol keseden verdik 12 tam puanı. Ancak gel gelelim neredeyse pornografik bir gösteri sergileyerek İngiliz dilinde söyledikleri o abuk sabuk şarkıya puanları kerhen verdiğimize inanıyorum. Hatta bu kerhen durumu yukarıda bahsettiğim zübükler için bile geçerli…
Azerbaycanlı kardeşlerimizin böyle bir şarkıyı finallere nasıl gönderebildiğine çok şaştım. Ancak Avrupalılar meydanda neredeyse anadan üryan dans eden kızları çok beğenmiş olacaklar ki, oylarını esirgemeyip Azerbaycan’ın o şarkısını finallerde yarışmaya değer görmüşler. Bana sorsalar, değil yarışmaya sokmak ortaya konan şeyi bir sanat eseri olarak görüp şarkı diye nitelemekten dahi kaçınırdım.
Gelelim bizim tarafa… Yakışıklı gencimiz güzel bir çalışma yapmış. En azından ben beğendim. Hakkı da bence daha üst sıralarda yer almaktı. Ama olmadı. Olmasını beklemek de biraz hayal. Öncelikle parça İngiliz dilinde değil idi. Ortada çıplak çıplak dolaşan hatunlarımız da yoktu. O zaman ne bekliyorsunuz? Teşhir ve sanatı birleştirebilmek kolay olmasa gerek. Biri teşhiri iyi yapar, biri sanatı. Ama Avrupalı Türk’ün teşhircisini daha çok sevdiğini bir kez daha ispatladı.
Tekrar gelelim oylamaya. Tamamen siyasi kaygılarla yapılan oylamalarda Yunan-Ermeni-Rum dayanışmasını iliklerimize kadar hissettik çok şükür. Üstelik bu dayanışmaya da iddialara göre telefon oylamaları ile halkımız tam katkı sağladı. Yani Türk Halkı 12 puanla Azerbaycanlı kardeşlerini ilk sıraya koyarken “Hepimiz Ermeniyiz” sözünü doğrularcasına Ermeni komşulara da tam 10 puanı layık gördü. Yunan komşularımızı da 7 puanla ihya ettik.
Şarkılara bakıyorum, ya bu halk müzikten ve sanattan gerçekten hiç anlamıyor ya da, birileri Türk halkının adını kullanarak, birilerine haysiyetsizce jestler yapıyor. Eğer böyle bir durum varsa -ki olmaması şaşırtıcı olacak- birilerinin de artık çıkıp bu rezaleti kamuoyu ile paylaşması elzemdir. Kim, kime, kimin adına oy kullanıyor? Artık bu ortaya çıkarılmalıdır.
Peki neden Türkiye hala Yunan’dan, Rum’dan ya da Ermeni’den tek bir oy bile alamıyor? Çünkü onlar itibarlarını böylesine ucuz jestlerle ayaklar altına alacak kadar alçalmıyor, buna değecek bir karşılık bulacaklarına da inanmıyorlar.
Haa bu oylamayı yapan şirket de bir Türk şirketidir. Çıkıp yazdıklarımızı, şüphelerimizi yalanlasalar ona da inanmaya çalışırız. Diyebilirler ki oylamalarda hiçbir hile yok.
O zaman Azerileri birinci çıkaran Türk Halkı işgalci, katliamcı ve soykırımcı Ermenileri de neredeyse Azeri kardeşleri kadar sevdiklerini göstermiş olacak. Öyle değil mi?
Hadi Yunan’a 7 puan verdik sanat adına diyelim ama, Türkiye’de adeta bir milli mesele olarak görülen Eurovision’da Ermenilere giden 10 puan gerçekten benim içimi acıttı.
“Karabağ’ı iyi ki işgal etmişsiniz, iyi ki binlerce masumu katletmişsiniz, iyi ki yüz binleri yerinden yurdundan etmişsiniz, iyi ki soykırım iddialarını gündeme getirip Türk milletini soykırımcı diye dünya kamuoyuna takdim etmişsiniz” deseydik sanki daha anlamlı olurdu.
Peki ya kardeşlik zırvaları ne olacak şimdi? Türk ile Ermeni’nin, Yunan’ın, Rum’un kardeşliği. İhanet demeye dilimiz varmasa da, yapılan zübüklüğün bu sözde kardeşlik mavallarına ne katkı sağlayabileceğini ben de merak ediyorum.
Keşke biri çıksa da bize açıklayıverse bu zübüklüklerin nedenini. Biz de “hatamızı” anlayıp söz konusu kardeşlikten bahsedebilsek.
Hakan Cem Işıklar
30 Mayıs 2008
ANASAYFA YAZILARINI OKUMAK İÇİN AŞAĞIDAKİ BAŞLIKLARA TIKLAYINIZ...
Ege'de Casus Belli
Hakan Cem Işıklar