AŞAĞILIK DUYGUMUZ VE ERMENİ YALANLARI
(ALMANYA TÜRKLERİ BARBAR İLAN ETTİ)

       Sanki dört bir yanımız çevrilmiş. Her yandan Millet-i Sadıka yahut Teba-i Sadıka Soykırımı iddiaları ortaya atılmış, devlet de bu iddiaları teker teker savuşturmaya çalışıyor.
      Ne gariptir ki; hep savunmadayız. Kıbrıs, Ege, Güneydoğu, Kuzey Irak gibi konularda olduğu gibi. Bu savunma, biraz da suçluluk duygusunun getirdiği bir yaklaşım olamaz mı? Olabilir. Ancak bizim suçluluk duygumuz, belki de millet olarak sahip olduğumuz (-ya da oldurulduğumuz) aşağılık duygusunda aranmalıdır. Bu aşağılık duygusunun en çok rastlanabileceği mecralar ise herhalde başta değerli medyamız ve iş çevrelerimiz daha sonra da hükümet ve devlet kurumlarıdır. Kurum ve kuruluşlarımızdaki bu aşağılık duygusu zamanla tabana da yayılıp halkımızın büyük bir bölümünü etkisi altına almıştır. Bu nedenle her kademede “Burası Türkiye”, “Ne de olsa Türküz” gibi aşağılık tamlamalarla kurulan cümleler işitir dururuz. Herhalde dünya üzerinde bizim kadar kendi aleyhinde söz ve hakaret üreten bir başka toplum daha yoktur.
      Ülkeye gelen veya herhangi bir yerdeki hemen hemen bütün yabancılara karşı, neredeyse taparcasına bir saygı ve hürmet gösterilmektedir. Örneğin; trafikte hata yapan bir Türk şoföre ağza alınamayacak derecede küfürler yağdıran bir başka Türk, aynı hatayı yapan bir yabancıya, aynı davranışı sergileyebilmekte midir? Pek sanmıyorum. Üstelik bu durum belki de Türk turizmine yapılan katkı olarak da ifade edilebilir. Her ne kadar gülünç bir durum da olsa, maalesef bu ve benzeri birçok olayla sık sık karşılaşmaktayız.
     İşte bu aşağılık duygusu maalesef insanımızın kendi kanından ve kendi canından olana saygısını ve sevgisini yok etmiştir. Dolayısıyla yabancı olan herkes ve her şey ululaştırılmış, her yönüyle de geçerli ve meşru sayılmıştır. Bu durumun müsebbipleri elbette sadece mevcut iktidar değildir. Sorumlulukları, geçmişteki diğer iktidar sahiplerinden az veya çok değildir. Çünkü bakıldığında, gelenek haline getirilmiş olan sürecin devam ettirildiği gözlemlenmektedir.
     Ancak dikkate değer olan husus; bu iktidar sırasında, yukarıda bahsettiğimiz konulardaki savunma mekanizmalarımız da iyice gevşemiş ve artık bir tek söz bile edemeyecek duruma getirilmişizdir. Avrupa’nın kıçı kırık ülkeleri sözde “Ermeni Yalanı”nı resmi kararlarla tanıyarak Türkiye’yi mahkum ederken, Türk hükümeti etkili karşılıklar verememiştir. Ve sonunda Almanya da sürpriz olmayan bir biçimde “90 yıl önce Ermenilerin Osmanlı Türkleri tarafından katledilmesini kınayan” bir karar aldı. Ancak bu kararda, geçmişteki Alman Hükümeti’nin de ilgili olaylara mani olmadığı için kınanmış olması Türk basınında pek de yer bulmadı. Cehalet mi? Yoksa bilinçli örtme mi bilmiyorum ama Alman Federal Parlamentosu bunu açık yüreklilikle kabul etmiştir. Dikkat çekici olan bu durum, Türkiye’yi “Ermeni Yalanları” karşısında zor durumda bırakacaktır. Tabii akla şu sorular da gelmiyor değil; Acaba, Almanya Ermenilere tazminat ödemeyi de kabul edecek midir? Böyle kararları alıp, sözde yumuşatma yapmaya çalışmanın sonuçlarını, kendi aleyhinde de uygulayabilecek midir?
      Bunların yanıtlarını mevcut hükümetin istemesi ve alması gerekmektedir. "Bu esef verici bir karardır, şiddetle kınıyoruz" demekle geçiştirilecek kadar kolay bir karar değildir bu.
      Burada bir ayrıntıyı daha belirtmek gerektiğini düşünüyorum. Almanların aldığı bu kararda, “Osmanlı Türkleri” ifadesi yer almaktadır. Dolayısıyla Anadolu Türklüğü bu kararda mahkum edilmiştir, o dönemdeki hükümet değil. Ancak, aynı kararda sadece o dönemdeki Alman hükümeti suçlanmaktadır. Bu ayrıntı Türklerin barbar oluşunun da resmen kabulüdür. Yani koskoca bir ulusa hakarettir. Eğer bu vurgu bilinçli değilse (-ki bilinçsiz olduğunu hiç sanmıyorum), düşüncesizce ve salakça bir yaklaşımdır. Acaba Dışişlerimiz durumun vahametinden haberdar mıdır? Bu konuda çok umutlu değilim doğrusu.
      İşte bu süreçte asıl görevin, Almanya’da bulunan yaklaşık 3 Milyon Türk’e düştüğünü söylemeye gerek bile yoktur.  100 bin Türk Berlin’de yürümeye hazırlanırken, Alman banka ve borsalarındaki paraların, başta Türkiye olmak üzere başka yerlere yönlendirilmesi hiç düşünülemez mi? Yürüyüşe katılacak olan o 100 bin kişi bu tepkiyi gösterse, nasıl bir durum doğar Almanya’da merak ediyorum. Bunun, Türkler ve Almanlar açısından getirileri ve götürüleri neler olabilir? Tartışmak gerek.
      Son bir notu da “dış politikayı çok iyi bilenlere” düşmek gerek.. Alman başbakanın Türkiye ziyareti sırasında zaten bu gelişmelerin işaretlerini vermişti. Daha Mayıs 2005’te başbakanın yanı başında, İstanbul Rumlarının Patriki’ne “Ekümenik” diyebilen, Fener’e gidip ziyaret eden ve azınlıklar ile ilgili taleplerde bulunan Schröder’den farklı bir şey mi umuluyordu? Ayrıca, Tayyip Erdoğan’ın da şimdi  savunmaya geçerek durumu kurtarmaya çalışması da çok anlamlı olmuyor. Artık bu numaraları aşağılık duygusundan kurtulmaya çalışan millet yemiyor. Dileğimiz, tepedekilerin de bu duygulardan bir an evvel arınmasıdır…

Hakan Cem Işıklar
18 Haziran 2005


 


Görsel Malzemeler için kullanılan kaynaklar:
http://www.postimees.ee (Tayyip Erdoğan)
http://www.clipartarchiv.com (Gerhard Schröder)