DEVLET TERBİYESİ-TERBİYESİZLİĞİ ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ 

            Tayyip bey iddia ediyorlar; “Terör örgütüyle masaya oturacak kadar devlet terbiyesinden uzak değiliz!
            Biz de soralım; “Devlet terbiyesinden o kadar uzak değilseniz, ne kadar uzaksınız?” Hatta yardımcı olmak açısından biz de bir dizi sıralama da yapabiliriz. Aşağıdaki şıklardan beğendiklerini seçebilirler.

-          PKK ve AKP yandaşlarını temsil eden sözde aydınlarla buluşacak kadar,
-          Kıbrıs davasını geldiği en hassas noktada Rumlara, BM’ye ve AB’ye teslim edecek kadar,
-          KKTC’nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı suçlayacak kadar,
-          AB uğruna Yunanistan’a yılışıp, Ege’yi peşkeş çekecek kadar,
-          Askerlerin kafasına çuval geçirenlere ses çıkaramayacak kadar,
-          Kırmızı çizgilerin mosmor olmasını sağlayacak kadar,
-          Yüzlerce kamyon şoförümüzün Irak’ta öldürülmesini seyredecek kadar,
-          Türkmenlerin Kerkük ve Musul’da uğradığı soykırımı sessiz sedasız izleyecek kadar,
-          PKK’yı kendi sorunu olarak görmeyen ABD’ye gidip de Skorsky siparişi verecek kadar?
-         PKK silahları kuşanıp millete saldırırken, Kuzey Irak’taki kamplara girecek cesareti gösteremeyecek kadar,
-          CNN muhabirinin PKK teröristlerine gerilla demesini sineye çekecek kadar,
-          17 Aralık kepazeliğini Ankara sokaklarında otobüs tepelerinde kutlayacak kadar,
-          Protokolü imzalayıp sonra da seçmene gösteriş için “Arkamızı dönüp gideriz” diyecek kadar,
-          Ermenisevicilerin devlet aleyhine toplantı yapmalarını isteyecek kadar,
-          TC’nin asli unsuru Türkleri yok sayıp, vatandaşlarına “Türkiyeli” diyecek kadar,
-          Seçim zamanı geldiğinde de Türklük hasletlerinden bahsedecek kadar,
-          Devletin ya da milletin sahip olduğu en karlı kuruluşları yabancılara peşkeş çekecek kadar,
-          Medyayı elinde tutan güçlerle işbirliği yapıp, milletin alacağını öteleyecek kadar,
-          Yandaşlarını devlet kadrolarına teker teker, haklı-haksız yerleştirecek kadar,
-          59. Hükümetin IMF programını takip edip de, “ekonomiyi düzettik” diyecek kadar,
-          Enflasyonu düşürdük” deyip, son bir sene içinde kira, akaryakıt ve doğalgaz gibi hayati kalemlerde %40 artışı sağlayacak kadar,
-          Meslek liselileri kurtaracağız” deyip, YÖK karşısında süt dökmüş kedi olacak kadar,
-          Hatta YÖK’e karşı ABD ve AB’den destek arayacak kadar,
-          ABD’ye cehennem olup Türkiye demokrasisini şikayet edecek kadar,
-          ABD’den fırça yiyip de, “stratejik ortağız” diye hava atacak kadar,
-          Kendi ülkelerini AİHM’ne şikayet edip, koltuk aldıktan sonra şikayetten vazgeçecek kadar,
-          Şehzadenin Dünya Bankası’nda çalışmasını sağlayacak kadar,
-          Aynı şehzadenin bir işadamının yardımıyla yurtdışında okumasını sağlayacak kadar,
-          Yine Şehzade Düğünü’nde milyarlık takıların takılmasına seyirci kalacak kadar,
-          Sünnet törenlerine katılıp da çocuklara bu ülkenin parası yerine, Amerikan doları iliştirecek kadar,
-          Muhalefete gıcık olup, her seferinde siyasi ahlaksızlıkla suçlayacak kadar,
-         
Ve aklıma şu an gelmeyen daha niceleri. Siz hatırlatın ben yazayım.
            Şimdi bir kez daha soralım; “Peki yukarıda yazılanlar arasından her hangi bir şık kadar devlet terbiyesinden uzak mısınız?”. Tayyip beyin bahsettiği devlet terbiyesi ve terbiyesizliği arasında çok ince bir çizgi var anlaşılan.
            Eğer yukarıdaki şıkların, devlet terbiyesi içinde yer aldığını söyleyebilen biri çıkarsa, terbiyesizlik yapmış olmaz mı? Kararı Tayyip beyin kendisi ve siz vermelisiniz. Böylesi benim için daha hayırlı. 

AMERİKAN FELAKETİ

            Günlerdir ekranların başından Amerika’daki kasırga dehşetini izliyoruz. New Orleans kenti 2 ila 4 metre sular altında kalmış, insanlar perişan, herkes her yere saldırıyor. ABD Hükümeti bu karmaşa ile baş edemeyince, askere başvuruyor, hatta ve hatta asayişi tehdit edenlere karşı vur emri bile çıkartıyor. Bu yöntemi hala uyguladığı Afganistan ve Irak’ta durum açık. Daha dün, Irak’ta sağladıkları ‘huzur ortamı’ nedeniyle, çoğu kadın ve çocuk olan 965 insan ezilerek, boğularak hayatını kaybetmişti.
            Aslında gerisinde pek çok şey anlatan bir manzara ile karşı karşıyayız. Hatırlanacak olursa, 11 Eylül Olayları’nın ardından ABD Hükümeti ve ABD vatandaşları nasıl da birlik ve beraberlik vurgusu yaparak dim dik bir görüntü sergilemişlerdi.
            Ne var ki bugün karşılaşılan felaket, bir grubun yahut ülkenin desteklediği, sebep olduğu bir terör felaketi değil. Allah’tan gelen bir doğa felaketi. 3-4 ayrı eyalette Ağustos sonundan beri etkisini gösteren tropikal Katrina Fırtınası maddi–manevi büyük hasara yol açtı. Bine yakın insan ölmüş, sağ kalanlarsa ayrı bir felaketi yaşıyor. New Orleans kenti sular altında, ev yok bark yok, elektrik, su ve doğalgaz gibi hizmetlerin nasıl ve ne zaman verilmeye başlanabileceği de belli değil. İşte kopma noktası belki de burası oluyor. Ölenler kurtuldu. Kalanlar alıştıkları hayatı arıyor, bulamıyor, bulamayınca çıldırıyor. Bir de bu gibi anları kendi çıkarlarına alet etmeye çalışan yağmacı eşkiyalar ortaya çıkınca insanlar iyice çileden çıkıyor. Olaylar federal hükümetin aldığı tedbirlerle yatıştırılmaya, bastırılmaya çalışılıyor.
            Tabii felaketten doğrudan etkilenen bölgede, yoğunluklu olarak zenci vatandaşların yaşaması federal hükümetin bu şekilde anormal tedbirler almasında da etkili rol oynamış olabilir. Üstelik bölgenin genel itibarıyla gelir düzeyinin diğer bölgelere göre düşük gelir düzeyine sahip olması gibi etkenler de var. Ancak, görüyoruz ki; dünya devi ABD, toplumunu bir arada tutan ana unsur ortadan kalkınca, nasıl bir ortamla karşılaşabiliyor. Göstermelik refah ve düzen belli bir sebeple yok olunca, Amerikan toplumunu hemen çileden çıkarabiliyor. Çünkü tutkal olarak kullanılan madde, yağan yağmurun suları ile hemen çözülüp etkisini yitirebiliyor.
            Aslında ABD ekonomik gücü ve biraz da talihi nedeniyle olsa gerek, bu tür olaylarla pek karşılaşmamıştır. Birkaç deprem ve bu gibi kasırga felaketleri yaşanmış ancak, bu denli hasara yol açmamış ve yerleşim birimlerinde bu kadar etkili olmamıştı.
            Peki ya ABD 17 Ağustos 1999’da Türkiye’nin yaşadığı felaketi yaşasaydı ne olacaktı? 1000 kişinin hayatını kaybettiği bir felakette böylesine bir acz yaşayan dünya lideri ABD, 25 bin insanını yitirseydi, o zaman ne yapacaktı? Doğunun toplumları gibi kanaatkar ve tahammül sahibi bir yapıya malik olmayan ABD, asıl tehlikenin kendi içinde bulunduğunu anlamalıdır. Dolayısıyla dünya devi Amerika, gerçek bir savaş ortamında, savaşı o topraklara yayabilecek her güce karşı savunmasız hatta güçsüzdür. 

Hakan Cem Işıklar
3 Eylül 2005


Görsel Malzemeler için kullanılan kaynaklar:
St. John's Universitesi Genel Ağ Sayfaları – Tayyip Erdoğan ve Cüppesi
Musa KART, Cumhuriyet 08.11.2003 – Tayyip Erdoğan ve AB
http://www.flickr.com/ - Kasırga Dehşeti
http://news.yahoo.com/ - Silahlı ABD Güvenlik Kuvvetleri