Aydın Olmanın Sorumluluğu
Türkiye, aylardır, Orhan Pamuk davasıyla uğraşıyor.
Davanın geldiği nokta tam da AB’nin genişlemeden sorumlu ismi Olli Rehn’in söylediği gibi, “Türkiye’nin yargılanması.”
Pamuk, bu güne kadar yaptığı açıklamalarla objektif bir tartışma ortamının doğmasına yol açmadı. Tam aksine yol açtığı Türkiye’nin yargılanmasıdır.
Bu yüzden, sık sık aydın olmanın sorumluluğundan bahseden Pamuk’la ilgili bir kaç söz söylemek gerekiyor.
Öncelikle Pamuk bir tarihçi olmadığının bilincinde bile değil. Bu nedenle ortaya attığı tezlerin ne anlama geldiğini bilmiyor. Ortaya attığı tezlerin geçerliliğini kanıtlayacak, bir tek bilimsel argümana sahip değil. Elinde hiçbir bilimsel kanıt olmadan, sürekli konuşuyor. Ve bu süreçte, bazı AB üyesi ülkelerle, kimi “aydınların” Türklerden aşağı kalmayacak şekilde laf yarıştırdığına şahit oluyoruz. Yani onlar da ortaya belge koymuyorlar. Kimileri sadece bir aydın dayanışması içinde Pamuk’un yargılanmasına karşı çıkıyor. Ki bu, anlaşılabilir bir durum. Ancak, tartışma sadece aydın dayanışmasıyla bitmiyor. Bu tartışma giderek Türkiye’yi yaralıyor.
Bu noktadan bakıldığında Pamuk’un ne yaptığının bilincinde olmamasını diliyorum. Eğer bilinçli bir durum varsa zaten konuşulacak bir şey de yoktur.
Buradan aydın olma durumuna geçmek istiyorum.
Pamuk, soykırım gibi çok ciddi bir konuda derin hassasiyetlere sahip olabilir. Ki hepimiz, soykırım gibi konularda derin hassasiyetlere sahip olmak zorundayız.
Ancak soykırım gibi çok ciddi bir suç belgelerle kanıtlanmalıdır. Ortaya yeni ve ciddi belgeler konulmalıdır. Ve Pamuk, bu belgeleri göstererek, romancı kimliğini aşıp, bir tarihçi olarak savlarını sıralamalıdır. Oysa Pamuk’un elinde ne tarihe ışık tutacak yeni bir belge vardır, ne de Pamuk edebiyatçı kimliğini aşabilmiştir.
Aydın olmanın olmazsa olmaz koşullarından biri, aynı konuda farklı tavırlar sergilememektedir. Yani, Ermeni Soykırımı gibi çok ciddi bir iddiayı ortaya atanların, başka konularda da benzer bir hassasiyet göstermesi gerekir. Eğer böyle davranmazsanız, aydın değil milliyetçi olursunuz. Çünkü, sadece kendinizi yakın hissettiğiniz toplumlar için hassasiyet gösterir, diğerlerini umursamazsınız. Bu tavır giderek, kendinizi yakın gördüğünüz toplumları övmek diğerlerini yermek şekline bürünür. Bu açıdan bakılınca Pamuk’un Bosna’daki soykırım girişimine ilişkin ortaya koyduğu bir tavrını hatırlayan var mı? Aynı Pamuk, Boşnaklar için sokaklara dökülmüş müdür? Ya da Bulgaristan’da Jivkov döneminde yaşananları hatırlayın, Türkçe yazan ve Nobel ödülü için yanıp tutuşan Pamuk, binlerce Bulgaristan vatandaşı Türk, Türkiye sınırlarına yığıldığında, isimleri zorla değiştirilirken, sürgüne gönderilirken ve öldürülürken nerelerdedir? Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Kimbilir, belki de Pamuk sadece tarihteki olaylarla ilgileniyordur. Ama o zaman da Balkan savaşları sonunda yurtlarını terk etmek zorunda kalan ve Anadolu’nun içlerine sığınan on binlerce insana dair öyküler de anlatması gerekmez mi?
Aydın olmanın bir başka olmazsa olmaz koşulu gerçekleri çarptırmamaktır. Tarihçi edasıyla ortada dolaşan Pamuk hiç olmazsa yıllar önce Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ın ve Prof. Dr. Türkaya Ataöv’ün Orly Davası’ndaki savunmalarını okusaydı. Ya da Fransız tarihçilerin “Tarih için özgürlük” deklarasyonundaki ruhu anlayabilmek için çaba gösterseydi. Kuşkusuz, Pamuk tarihçi olmadığını söyleyebilir. Bu durumda bugüne kadar söyledikleri zaten gayri ciddi hale gelir. Ama o zaman da Amin Maalouf’la uzun uzun edebiyat-tarih ilişkisi üzerine sohbet etmesi gerekebilir. Tabii, Nobel ödülü için kulis yapmaktan zaman bulabilirse…
Mete Belovacıklı (The New Anatolian Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni) 19 Aralık 2005
Kaynak:
http://www.haberutopia.com