ZİHNİYET BU OLURSA!

    Başbakanımız 2000 yılında bakmış, “bu aralar kimse beni kaale almıyor nasılsa, Avustralya’da yaptığım konuşmayı da kimse duymaz, duysa da dikkate almaz” diyor ve başlıyor döktürmeye…

    “Sayın Öcalan” ile aynı durumda değilmiş de, mahkumiyetleri farklı konularmış da, “Sayın Öcalan, aldığı kellelerin hesabını veriyormuş”… Bu adam o zaman Başbakan değil… Ama belli mihrakların desteği ile yeni bir hareketin (AKP’nin) başına geleceğini de biliyor. Bu bilinçle Avustralya’da konuşuyor rahat rahat. Hem de vicdanı sızlamadan. Hem de bu millete bu sözlerin hesabını vermekten  korkmadan..

    Böyle bir sürecin ardından olanlar oluyor ve malum parti 2002’de büyük bir farkla Meclis’e giriyor, hükümetini kuruyor.

    Yıllar sonra Cumhuriyet Gazetesi bu rezaleti ortaya çıkarıyor. Bazı cesur TV kanalları da bu rezaletin ses kayıtlarını kamuoyunun dikkatine sunuyor. Ama ne  muhalefetten adam gibi ses çıkıyor, ne de çanakçı basından. Herkesi bir korkudur alıyor. Sanki konu tamamen kapatılmak isteniyor.

    Neyse ki duyarlı bazı sivil toplum örgütlere devreye giriyor ve Erdoğan’a dava açılıyor. Hem bebek katiline “sayın”, hem de canlarını bu vatan için feda eden şehitlerimize “kelle” dediği için.

    Takipsizlik kararları falan derken, nihayet şehit analarının İstanbul’da açtığı tazminat davası kabul ediliyor ve bir Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı ilk kez kendi şehitlerine hakaret ettiği için 3 kuruşluk tazminata mahkum ediliyor.

    Bu haber Türk medyasının büyük bölümünde ise “gözden kaçıyor” ne hikmet ise… Böyle bir şeyin bir başka ülkede olduğunu düşünün. Bir başbakan kalksın kendi ülkesinin verdiği kayıpları böylesine ucuz, böylesine vurdumduymaz bir şekilde nitelendirsin. Olacak iş midir?

    Başbakan da çıkıp grup toplantısında hiç yüzü kızarmadan savunuyor kendisini “ben Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanıyım, bana dava açmışlar” diye… Yargıyı suçluyor her zaman yaptığı gibi… Bu konuyu gündemde tutan haysiyet sahibi medyayı “özgürlük alanıma girdiniz, saldırdınız hakaret ettiniz” diye suçluyor. Hatta ve hatta davayı açan şehit analarını yasal hile yapmakla itham ediyor… Demek ki Tayip Erdoğan özgürlük alanı içinde istediği hakareti yapabilir ama bunlar yazılıp çizilemez… Yazılırsa da işte bu kapsama girer…

    Şehitlerin ne önemi var? Asılmayıp da hala Türk milletinin verdiği vergilerle beslenen aşağılık yaratığa “sayın” denmesinin ne önemi var?

    Peki ya biri de çıkıp AKP’nin meclise getirdiği her kanuna sorgusuz sualsiz el kaldıran, oy veren AKP’li vekillere “kelle” hesabı yapsa ne olur bu ülkede biliyor musunuz? Ya terbiyesiz olur, ya saygısız… Ya da “milli” iradeye hakaret ettiği için hakkında dava açılır.

    Zira vatandaşlarımızın yarısı, bu başbakan ve sahip olduğu zihniyetten terörle mücadele etmesini bekliyor… Terörle mücadele eder etmesine de, nasıl eder biraz ona bakmak gerek.

    Neredeyse iktidarı devraldıkları günden bu yana her geçen gün azan terör, nihayet 2007’nin sonunda dikkate alınmaya başlandı. Ama o güne kadar mevcut iktidarın çok daha önemli işleri vardı.

    Ekonomi dediler, AB dediler, Kıbrıs dediler, Cumhurbaşkanlığı dediler ama, bir türlü terör diyemediler. Bununla ilgili hiçbir ciddi önlem almadılar.

    Üstüne üstlük, etkin pişmanlık zırvasını ortaya atıp bazı teröristleri ortalığa saldılar. Bu da yetmedi; kimlik tartışması başlattılar… Bu da yetmedi yıllardır süren ihaneti, bir “Kürt Sorunu” gibi takdim ettiler. Bu da yetmedi Güneydoğu’daki PKK tabanını kendilerine  çekmek için türlü siyasi girişimlerde bulundular. Başardılar mı? Evet, maalesef başardılar. Açıkta kalanları da TBMM’ye bağımsız olarak sızdırdılar.

    “İhanet Türkiye’nin kalbine kadar sızınca yapacak ne kadar iş kaldı?” diye sorabiliriz ama, yine de Türk evlatları aslanlar gibi hainlere yönelik mücadelesini kar-kış demeden sürdürüyor.

    İşte bu mücadele sırasında halkın, TSK’nın ve Emniyet teşkilatının moralini en üst düzeyde tutmak gerektiğini de bilmemiz gerekir. Ancak şehitlerine “kelle” dediği için mahkum edilmiş Erdoğan’ın hükümeti değil bu morali sağlamak, adeta ortadan kaldırabilmek için uğraşlar sergiliyor. Bunun en basit ve son örneği 221. maddenin genişletilmesi tartışmaları ile ortaya konuluyor. Halkı içinde bulunduğu duyarsızlık ve uyuşturulmuşluk halinden kurtarması beklenen muhalefet cılız, basın yardakçı olunca, ortaya çıkan tablo da çok iç açıcı olmuyor tabii...

    CHP’ye bakıyorsunuz; Deniz Baykal yeni açılımlar getirme peşinde, MHP’ye bakıyorsunuz; onlar daha kendi içlerinde bir çok konuda mutabık kalamamışlar, dolayısıyla muhalefeti de bir kenara bırakmışlar. DP’ye bakıyorsunuz; hala emanetçilik tartışmaları ile uğraşıyorlar… Böyle bir siyasi tablodan fazla umutlu olmak da gelmiyor insanın içinden. Herkesin öncelikleri farklı yani. Teröre yani Türk milletinin en önemli sorununa el atacak kadrolar faal değil. Tamamen sinmiş, kenara çekilmişler…

    Medyanın önündeki malzeme ise çok. Terör kimin umurunda? Ne de olsa Tayip Erdoğan ve onun “kardeşi” Abdullah Gül, Türk kamuoyundaki ABD karşıtlığını gidermek için ellerinden geleni de yapıyor. İşler tıkırında anlayacağınız.

    Elimizi AB’ye, kolumuzu ABD’ye kaptırmışız, bir başka yerimizi de yakında Irak’ın kuzeyinde yuvalanan bölücü peşmergelere kaptırırsak şaşmayalım. Daha şimdiden başlamadı mı taahhütler, vaatler? Bu durum tek bir şeyi ifade ediyor. Kıskaçta olan Türkiye, iktidar sahiplerinin gafleti nedeniyle PKK ile savaşında da mevzi kaybediyor.

    Bugüne kadar PKK’yı Türkiye’ye saldırtan alçaklara bizzat cumhurbaşkanının ağzı ile PKK’nın önünü kesmeleri için taleplerimizi iletiyoruz. Onca şehidin kanına giren terör destekçisi bölücü peşmergelere PKK’ya verdikleri desteği kesmeleri karşılığında Irak’ın kuzeyini ihya etme sözü veriyoruz. Bu ne acz, bu ne gaflettir? AKP’li stratejik ortaklarına akıl veren ABD, niçin El-Kaide’ye destek veren Taliban’a aynı şeyi uygulamadı peki? Gidip dünyayı başlarına yıkmaya çalıştı? Hangisi hata? Eğer ABD hata yapıyorsa neden Türk askeri Afganistan’da? Yok eğer ABD hata yapmıyorsa, Türkiye’yi yöneten AKP hükümeti bugüne kadar, bu peşmergelere neden tahammül etti ve hala ediyor?

    Bu soruların yanıtlarını; belki bölücü peşmerge elebaşlarının Türkiye’deki yatırımlarında, belki de AKP’nin Irak’ın kuzeyinde konuşlandırdığı özel temsilcilerinin ilginç yatırımlarında bulabiliriz… Ne dersiniz?

    Allah bu millete, bu devlete zeval vermesin diyeceğim ama, “herkes hak ettiği gibi yönetilir” sözü de bir an olsun kafamdan çıkmıyor, ne yapayım?

08-01-2008
Hakan Cem Işıklar


Yorum ve istekleriniz için;

cemisiklar@gmail.com