2005 EUROVISION'DA 'PONTUS' REZALETİ

Daha bundan 3 gün önce Atatürk’ün Samsun’a çıkışını yani milli mücadelenin ilk adımını attığı o kutlu günü anmıştık. Hatırlayanlar mutlaka olacaktır.
      Ata’nın bin bir sıkıntı ile başlattığı o mücadele, Türk yurdunu işgal eden sömürgecilere ve onların maşalarına karşı yapılacaktı. Fevri ve münferit davranışlarda bulunan mukavemet güçleri tek bir çatı altında toplanacak, bilinçli hareket tarzları geliştirilerek düşmana karşı komuta edileceklerdi. Böylece, dağıtılmış olan Türk ordusu da yeniden vücuda getirilecekti. Bütün bu öngörüler büyük ölçüde gerçekleşti ve Ermeniler Ermenistan hayallerinden, Fransızlar güney topraklarımızdaki işgallerinden, İngilizlere uşaklık yapan Yunanlar ise, Batı topraklarımızdaki emellerinden vazgeçmek zorunda kaldılar.
      Elbette o dönemde Yunan-Rum yöneticileri sadece İzmir ve Batı Anadolu’yu değil, Karadeniz bölgesinde yüzlerce yıl önce yok olmuş Pontus devletini de yeniden canlandırmak hülyalarına kapılmışlardı. Türk topraklarını bölebilmek amacıyla yapılan pek çok girişimlerinden sadece biri olan Pontusçuluk akımı, halen aynı tavır ve hülyalarla devam ettirilebilmektedir. Buna ister Yunan milli bilinci diyelim, isterse tarihe, kültüre ve coğrafyaya yapılmış bir tecavüz diyelim, yine de ortadaki gerçeğin ağırlığını taşımamız oldukça güçtür. Ata’nın ve yanındaki binlerce isimli, isimsiz kahramanın canlarını ortaya koyarak def ettiği bir bela, yeniden Türk toplumunun başına sarılmaya çalışılıyor. Buna, ne devlet müdahale edebiliyor, ne de konudan bihaber olan halkımız.
      Devleti yönetenler kendi ideolojik çıkarları uğruna AB’ne giriş için gözlerini her türlü ahlaksızlığa kapatmış durumdayken, onlara bağlı kurum ve kuruluşlardan farklı davranışlarda bulunulması beklenemezdi. Artık öyle bir dönemdeyiz ki, koynumuzdaki yılanı kendimiz semirtiyoruz. Güneydoğu’da yeniden alevlendirilmeye çalışılan terör belasını göz ardı ederek, Nevruz bahanesiyle yapılan terör gösterilerinde, bölücü hainlerin posterleri altında şarkı söyleyebilen sözde sanatçı, aslen tescilli eşkıya olan yaratık, devletin elinde bulunan Star TV ekranlarına her hafta çıkarak milyarlarca Türk Lirası’nı ceplerine atabiliyorlar.
   Yine devletin öz be öz kendi malı olan TRT’deki “İcraatın İçinden”, rezilliklerini bir kenara bırakarak bugüne gelirsek, son yıllarda çokça tartışılan ve dün birini daha atlattığımız Eurovision Şarkı Yarışması kepazeliğine gelelim istiyorum.
      Malumunuz, TRT’nin muhteşem organizasyonu ile belirlenen Rimi Rimi Ley adlı yakışıklı şarkımız, yine bir o kadar yakışıklı olan şarkıcı tarafından seslendirildi ve ancak 13. sırayı alabildik. Bana göre; Avrupa’da yaşayan Türkler ve şarkıcının yanındaki Şaman grubu olmasa, sonuncu dahi olabilirdik. Belki teknik açıdan eleştirmenler, yani konunun ehli insanlar olumlu görüş bildirebilir, ancak bana göre; son derece kötü ve zevksiz bir şarkı olduğunu da söylemeliyim. Ancak konumuz bizim şarkımızın ne kadar iyi olup olmadığı değildir. Konumuz bu yıl birinciliğe layık görülen Yunan şarkısıdır. Belki de şimdi yukarıdaki paragrafların neden yazıldığını anlamaya başladınız. Ama ben devam edeyim.
    Herkesin gördüğü gibi Yunan şarkısındaki Karadeniz havası çok dikkat çekicidir. Daha dün sözde Küçük Asya Soykırımı’nı anan Yunan ‘dostlarımız’, bugün “Pontus” yöresinden derledikleri bir ezgiyle bizden 12 tam puanı alabilmektedirler. Kıbrıs Rum Kesimi ile yaptıkları geleneksel paslaşmaları da geçerek soralım; hangi akla hizmet ederek biz bu Yunan şarkısına 12 puan veriyoruz? Kim veriyor? Cep telefonlarından mesaj gönderen vatandaşlar mı, yoksa TRT’ye jüri diye çıkarılan ve kimin adına karar verdikleri belli olmayan kişiler mi? 70-80 Milyon insanla dalga geçer gibi verilen bu 12 puanın hesabı sorulmalıdır. Ben buradan soruyorum. Eğer yüreği yeterse, TRT Genel Müdürü zat ve onun amirleri de sorsun, görelim.
      Bu duyarsızlık bizi bir gün Ata’nın mücadele başlattığı günlere götürebilir mi derseniz, benim diyeceğim tek şey şu olur; tabuları yıkmak olgusu yerli işbirlikçiler tarafından artık Türk toplumunun birliğini ve bütünlüğünü tartışmak şeklinde algılanabiliyorsa, elbette ‘dostlarımız’ da bir gün taleplerini açıkça dillendirebilir.
   Zamanlamamız da kötü oldu doğrusu. Tam da Yunan ‘dostlarımızla’ yakınlaştığımız bir dönemdeydik. Açılacak konu mu bu şimdi? Açılacak değilse de, belki üzerinde azıcık düşünülecek bir konudur. Ne dersiniz?
      Yazıklar olsun!... Baştan ayağa. Bunu ben söylüyorum. Siz başka şey deyin…
      Ayrıca kaç yıldır karalamak istediğim bir konu daha var bu Eurovision ile ilgili. O da bu yarışmadaki İngilizce merakı… Son yarışmada yaptığım küçük araştırmaya göre katılımcı 41 ülkeden 27’si İngilizce söylediler şarkılarını. Geçen yıllarda da biz yaptık aynı haysiyetsizliği. Finalde yarışan 24 ülkeden de 15’i İngilizce söylediler. Kendimize bahane bulurken diğerlerine de bakalım biraz. Anglo-Amerikan kültürün etkisi maalesef dört bir yanı sarmış. Ama iyi bir örnek de var; her daim kendi dili ile konuşan Fransızlar gibi… Bu konuyu da atlamak istemedim sadece…
      Bu konuda yine yazacağım, ama siz şu ‘Pontus’ meselesini biraz düşünün… Belki de ben durumu abartıyorum. Olabilir. Kimse hatasız değil…   

Hakan Cem Işıklar
22 Mayıs 2005

Not: Türkiye adına yarışan Gülseren, 25 Mayıs'ta Hürriyet gazetesine verdiği röportajında bir soruya şu şekilde yanıt veriyor; "Yarışma sonrası Yunanlı grubun önünden geçerken 'Greece. Türkiye'ye g..çirdi' deyip çok kaba bir el hareketi yaptılar... Ama Helena bu durum karşısında hiçbir şey yapmadı... Biz onlara 12 puan verdik. Onlar bize hiç puan vermediler ve bu hareketi yaptılar."


Görsel Malzeme için kullanılan kaynak:
http://www.helenapaparizou.com (Helena Paparizou)