TÜRK-YUNAN DOSTLUĞU
Yunanistan Başbakanı Konstantin(Kostas) Karamanlis nihayet Türkiye’yi
şereflendirdi. Büyük bir “âlicenaplık” örneği sergileyip ülkesindeki “tartışmalara” rağmen Ankara’ya geldi Yunan başbakan. Böylece Türk medyasına da malzeme çıkmış oldu. Ege’deki uçuşlardan, Karamanlis’in Anıtkabir ziyaretine kadar pek çok konuyu magazinleştirmeyi başardı. Şunu hatırlatayım; 1959’da Anıtkabir özel defterine zaten yazı yazma geleneği de yok. Yani Amca Karamanlis’in deftere neden sadece imza attığı ortada. Hükümete şirin gözükmek için öyle hoş muhabbet ortamları yaratıp da yeğen Karamanlis’in yazmasını bir konu haline getirmeye de gerek yok.
Yunanistan’da ise konu çok daha farklı ele alındı. Umurumuzda mı? Değil tabii… İki ülke arasındaki ilişkilerde dostluk ve kardeşlik edebiyatı bizim medyanın en fazla önemsediği konu. Komşu basında ise hala iki ülke arasında var olan devasa sorunlar gündemde.
2002 yılında iktidara gelen AKP Hükümeti’nin tozpembe tablolar çizmeye çalıştığı Türk-Yunan ilişkileri aslında hiç de göründüğü gibi değil. Kıbrıs başta olmak üzere Ege ve Batı Trakya Türkleri ile ilgili konularda da neredeyse bir arpa boyu yol alınamadı.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yutmaya çalışan Rum kesimini önce AB'ye dâhil ettiren, ardından da yine AB aracılığı ile Türkiye’yi baskı altına alan Yunanistan, kısa vadede istediklerinin neredeyse tümünü de elde etmiş durumda.
Bununla da yetinmeyen Yunanistan tüm insan hakları kurallarını ihlal ederek Batı Trakya’da yaşayan Türklere pek çok haklarını geri vermekten kaçınırken, Türkiye’ye Rum patriğinin ekümeniklik iddiaları ve ruhban okulu konusunda da uluslararası baskı tezgâhlamaya devam ediyor. Ama bir AB üyesi olan, her bulduğu fırsatta Türkiye’ye insan hakları dersi vermeye kalkışan Yunanistan, Bati Trakya Türklerinin Türklüğünü reddettiği gibi, eğitim-öğretim haklarından, dini ibadetlerine kadar pek çok konuda yaptığı insanlık dışı baskıları ile de büyük bir sorun yaratıyor. Bu konuda Yunan tarafının yıllarca sürdürdüğü baskı, yıldırma ve zorla göç ettirme gibi uygulamalarının da unutulduğunu sanmayın.
İşte bu sorunların yanında iki ülkeyi zaman zaman savaşın eşiğine getiren Ege'de de yaşanan krizler de aslında devam ediyor. Hükümet kanadı konuyu geçiştirerek kamuoyuna unutturmaya çalışırken, Türk silahlı kuvvetleri Yunan tarafının bölgedeki yasadışı faaliyetlerini an be an not ediyor. Sözde güven artırıcı önlemlere rağmen, yıllardır süren Yunan tahrikleri, üzerinde hala bir türlü anlaşmaya varılamamış konularda sık sık ortaya çıkıyor. Bu durumu magazinleştirmeye çalışan medya ise yılın 360 günü süren ihlal ve tacizlerin sadece Karamanlis’in ziyareti nedeniyle üç-beş gün durdurulmasını bile bir dostluk vesilesi sayıyor.
Bu konuya yine döneceğim ancak Ege’de var olmaya devam eden sorunları önem sırasına göre ele alalım.
Yayılmacı politikasını Ege'deki karasuları üzerinden yürütmeye çalışan Yunanistan ilk kez 1936'da tek taraflı olarak karasularını 3 milden, 6 mile çıkardı. Yunanistan daha sonra Türkiye’nin imzalamadığı 1956 ve 1982 BM deniz hukuku sözleşmelerine dayanarak da karasularını 12 mile uzatmak istedi. Ancak Türkiye 1995'te böyle bir girişimin savaş nedeni yani “casus belli” olarak kabul edeceğini ilan etmiş ve bu sorun, o günden bu yana çözüme kavuşturulmuş değil. Aslında bu konu ile ilgili olarak ilk “casus belli” kararının 1976’da ilan edildiği de belirtiliyor. Bunlar konunun ayrıntıları…
Karasularının genişletilmesi peki Türkiye’ye ne kaybettirebilir? Halen Ege'de sadece yüzde 7,47 oranında karasularına sahip olan Türkiye’nin karşısında Yunanistan’ın sahip olduğu karasularının oranı ise yüzde 43,68 dır. Uluslararası suların oranı ise 48,85 oranındadır.
Karasularının 12 mile genişletilmesi durumunda ise Türkiye Ege’nin sadece yüzde 8,76, Yunanistan ise yüzde 71,53’üne sahip olacak. Kalan uluslararası suların oranı ise sadece 19,71 olacak. İşte yunan adaleti!
Bu durum sadece uluslararası suların daralması değil, Türk kıta sahanlığının da doğrudan daralması hatta ve hatta tamamen ortadan kalkması anlamına gelecek. Yunanistan’ın bu konudaki ısrarı, işte bu muazzam farkın sağlanmasına yönelik ortaya çıkmaktadır. Böylece, Türkiye’nin hakkı olan bu sularda balıkçılarının faaliyetlerinden, petrol aramalarına ve diğer deniz dibi kaynaklarına ulaşmasına kadar pek çok faaliyetini engellemek istiyorlar.
Sorunlar bunlarla sınırlı değil. Yunanistan, 6 millik karasularının üzerinde uluslararası tüm hukuk kurallarına aykırı olarak ilan ettiği 10 millik hava sahası uygulaması nedeniyle Türk uçaklarının kalan 4 millik alandaki uçuşlarına sürekli müdahaleler gerçekleştiriyor. İşte medyanın magazinleştirdiği bu konu kırmızı telefon hatları ve uçuşların Karamanlis’in ziyareti sırasında durdurulmasına indirgeniyor. Hâlbuki bu sorun tüm dünyanın gözü önünde sürüp gidiyor. Ancak 2006 Mayısında düşürülen Türk uçağının, Yunanistan’dan tazmin yoluna gitmeyi, ilişkilerin bozulmasına bağlayarak sığ düşünceli diplomatik tavırlar belirlemeye de devam ediyoruz. Bu konu Karamanlis’e neden hatırlatılmadı merak ediyorum doğrusu… İşte Türk medyasının durumu bu, maalesef. Bu konuyu takip edecek medya kuruluşları ise hala başbakanlık binasına sokulmuyor.
Sivil uçakların güvenli uçuşlarının sağlanabilmesi için Ege üzerinde belirlenen uçuş bilgilendirme alanını yani “FIR” hattını, adeta iki ülke arasında bir sınırmış gibi gösterme çabasındaki Yunanistan, bu uygulamaları ile de yine Türkiye’nin kıta sahanlığını hedef alıyor.
Bir başka hayati konu da; Yunanistan’a silahsızlandırması kaydıyla bırakılmış olan Ege adalarındaki silahlanma faaliyetleri. Yunanistan ısrarla bu konudaki girişimlerine devam ederken, bu adaları NATO planlarına dâhil ettirerek yarattıkları fiili durumu meşrulaştırmaya çalışıyor. Allah’tan TSK var da, bu girişimlere anında müdahale ediliyor.
Ve Ege'de savaşın bile göze alındığı en hassas konu... Egemenliği belirsiz adalar... Herhangi bir anlaşma ile Yunanistan’a verilmemiş olduğu halde, komşumuzun hali hazırda üzerinde hak iddia ettiği adalar... Bunun en küçük örneği ise “Kardak Kayalıkları”. Kardak’ta yaşanan olay ve olayların boyutu aslında bütün Ege’yi kapsıyor.
1994'te başlayan ve haftalarca gerginliğe neden olan Kardak krizi araya giren ülkeler sayesinde geçici bir süre için aşıldı. Ancak sorun devam ediyor. İki ülke hem bu konunun hem de Ege ile ilgili diğer sorunların çözümüne ilişkin zor da olsa bir görüşme trafiği başlattı.
Eski dışişleri bakanı merhum İsmail Cem'in ısrarlı girişimleri ile başlatılan istikşafi görüşmeler her ne hikmet ise hala kamuoyuna gizli olarak devam ediyor. Ancak yıllardır süren bu görüşmelerden somut sonuç da çıkmadı. Aslında sonuç çıkmasını da kimse beklemiyor. Yunanistan ise bu görüşmelere Türkiye’nin AB üyeliği müzakere sürecinde zaman ve koz kazanmak için devam ediyor, her ne kadar açıkça söylemeye cesaret edemeseler de… Bizim başbakan da AB yolunda Yunanistan’ın verdiği “sözde” destek için şükranlarını sunuyor.
Karamanlis’in bu ziyaret “lütfu”, Erdoğan ve yandaşları tarafından, iki ülke arasındaki sıcak suları ılıklaştıracak bir ziyaret olarak değerlendirildi. Hele Yunan başbakanın yanında iş çevrelerinden bazı temsilcileri getirmesi ise Başbakanımızı ziyadesiyle mutlu etti. Karamanlis hem Erdoğan’ın, hem de Türk Milleti’nin gözünün içine baka baka Ege ile Yunan tezlerini yinelese de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ve o cumhuriyette yaşayanları cemaat diye nitelese de, Türkiye’de yaşayan Rum kardeşlerinin ne zorluklar içinde olduğunu iddia etse de biz, “dostluk istiyoruz”. İsteyelim elbet ama, Türkiye’nin hak ve menfaatlerini iyi koruyarak…
Belki Erdoğan kendi ifadeleri ile söylüyorum; Ege’deki sorunları bir “batak” olarak görüyor olabilir yahut da “basit sorunlar” olarak nitelendiriyor olabilir. Ancak işin ciddiyetinin farkında olanlar meselenin açıkça bir egemenlik sorunu olduğunu da idrak ediyor. Mesela “Yunan dostlarımız” bile Türkiye’nin yaptığı her hareketi egemenliklerine bir müdahale olarak değerlendirme alışkanlığını da terk etmiş değil.
Erdoğan her zamanki gibi medyaya da akıl veriyor. Ne akıl veriyorsun? Ver talimatını… Zaten senin kontrolünde değil mi anlı şanlı “büyük holdinglerin” “büyük” gazete ve TV’leri? Efendim tahrik edici yaklaşımlar olmasınmış. “Karamanlis’in gezisi yarar sağlamadı” yorumlarını yapanlar varmış… Bunlar iyi şeyler değilmiş… Peki, ne yazsın Ege’deki sorunların bu denli ciddi olduğuna inananlar? Ortaya atılan dostluk kardeşlik masallarına inanıp da milleti kandırmaya mı çalışsınlar?
Sorunlar çözülmeden samimiyet olmaz, güven olmaz, sağlam işbirliği de olmaz, ekonomik faaliyetler de… Ama başbakanımız çok kararlı… Tayyip Erdoğan, Türkiye’deki Yunan yatırımlarının 4,5 milyar avro olmasından çok memnun. Peki ya Türklerin Yunanistan’daki yatırımları ne âlemde? Ne kadarına izin veriliyor? Ne kadar güveniliyor Türklere?
Bu sorunun cevabını ben vermeyeyim, Yunan gazetesi To Vima veriyor zaten… Gazete, yaptırdıkları bir kamuoyu yoklamasına göre; Yunanların %70’inin Türkiye konusunda olumsuz görüşe sahip olduğu, yine aynı orandaki Yunan’ın; Türkiye’nin Yunanistan aleyhine yayılmacı görüşlere sahip olduğuna inanıyor. Gazete Türklerin %65’inin ise Yunanistan konusunda olumlu görüşlere sahip olduğunu yazdı. İşte size cevap…
Hakan Cem Işıklar
25-01-2008
Yorum ve istekleriniz için;
cemisiklar@gmail.com