TANER AKÇAM VE BİLİMSELLİK
Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılacak “Ermenisevici” konferansın yankıları bir yandan devam ederken, bu konferansı düzenleyecek olan grubun mensuplarından ve Taner Akçam'ın, Birgün gazetesinde geçtiğimiz günlerde çarşaf çarşaf yer alan makalesini tartışmaya açacağım. Bu yüzden uzun, belki de çok uzun bir yazı olacak. Bilim adamı Taner Akçam’ın makalesinin başlığı “Türk-Ermeni Barışmasında Atılması Gereken Adımlar”. Lütfetmişler böyle ulvi bir göreve talip olmuşlar. Ne büyük mutluluk. Elbette bir ‘bilim adamı’ olarak, bu konuda ‘atılması gereken adımları’ bilimsel çerçevede ele alacaktır. Bu nedenle Akçam, ele aldığı bu konuyu birçok başlık altında incelemeye çalışmıştır. Ben bu başlıkların hemen tümüne burada yer vermekle birlikte, içerikleri hakkında da bilgi vermeye çalışacağım. Daha fazla lafı uzatarak sizi bunaltmadan devam edeyim.
Demokratikleşme meselesi Akçam bu başlığın altında son derece toplumbilimsel bir yaklaşım göstererek iki ülke toplumları arasındaki demokratik anlayışın aynı düzeylerde olduğunu savunuyor. Bunun aslında nasıl bir iddia olduğunu kendisi de eminim bilmektedir. Dolayısıyla bu şekilde Türk ve Ermeni toplumunu aynı sosyal-psikolojik özelliklere sahip olduğunu ileri sürerek, Ermeni toplumuna bu konuda bir avantaj kazandırmak istemektedir. Kurgusal kavramlar:“Türk” ve “Ermeni” Yine yukarıdaki başlığın içeriğinde yer alan bu yaklaşımla hareket ederek aynı amacı gütmektedir. Türk ve Ermeni toplumunun birbirini tanımlamalarını nasıl yaptığını açıklamaya çalışmış. Özür Dileme Çağı Bu noktada bir anda konuyu değiştiren Akçam, yeni çağın bir özür dileme çağı olduğunu bazı örneklerle açıklıyor. Bu vesileyle de Türkiye’nin de özür dileyebileceğini, bunda bir beis olmadığını söylüyor. Ancak verdiği örnekler arasında ne hikmetse, ne Fransa var, ne Yunanistan. Türkiye tarihi ile yüzleşmekte neden zorluk yaşıyor? “Haksız yere suçlandığını düşünen kimsenin suçlayanla yüzleşmesi, kanıtlar istemesi ve iddialara karşı tavrını koyması beklenir. Türkiye 90 yıldır böyle yapmıyor.” Akçam bu şekilde Türkiye’nin kabul etmediği bir soykırım masalını, tarihi gerçek haline dönüştürmeye çalışıyor. Kendisinin ispat edemediği soykırımı böyle ispat etmeye, kabul ettirmeye çabalıyor. Toplumsal Bellek Yitimi Türk toplumunun birçok konuda bilinçli bir unutkanlık yaptığını ve bunun da Anadolu İslamı’ndaki kadercilikten geldiğini iddia ediyor. Yani Türkler Ermenileri kesti ve Türkler bunu tarihe gömdü demeye getiriyor. Ayrıca Akçam, Anadolu’da İslam’ın nasıl yaşandığını hiç bilmiyor. Onun bahsettiği kadercilik diğer dinlerde ziyadesiyle bulunmaktadır. Konuyu İslam’ın kötü bir din olduğu noktasına çekerek yine bilim dışında kalarak, belden aşağı vuruyor. Bu şekildeki fikri yapısını, geçmişte içinde bulunduğu solcu terör örgütlerine bağlamak çok da yanlış olmayacaktır. Cumhuriyet: Sıfır Noktası Bu başlığın altında, eskinin solcusu şimdilerin en önde koşan “Ermenisevicisi” Taner bey, 1923’le birlikte Türklük şuurunun verilmeye çalışıldığını iddia ederek, İslamcı ağzı kullanıyor. Alfabe reformunu eleştiriyor. İnsanlara Cumhuriyet kadrolarının bilinçli olarak geçmişlerini unutturduklarını iddia ediyor. Bu arada ‘Türkler’ şeklinde kullandığı kavramı kendine o denli yabancılaştırıyor ki belki de bu yüzden kendisi ve ailesinin kökeni ile ilgili iddialar ortaya atılıyor. Ayrıca, özellikle “Ermeni Soykırımı” şeklinde vurgu yaparak kavrama geçerlilik ve meşruluk kazandırmaya çalışıyor. Sanki ispatlanmış bir olay söz konusuymuş gibi davranıyor. Bunun bilimle nasıl bir ilişkisi olabilir sizce? Toplumun, Ermeni meselesindeki tepkisinin varlığını kabul eden Akçam, bu tepkilerin nedenini aşağıdaki başlıklarla açıklamaya çalışıyor. 1. Suçlu bulunma ve/veya ayıplanma korkusu “Gizli Şiddet” “Türkiye, toplumun tarihsel dokusunu tümüyle tahrip edecek bir tarihi gerçekle yüzleşmekten kaçınmaktadır.” Aslında bu düşüncesini yukarıda da belirtmişti bu arkadaş. Yenilemenin ne anlamı var ben çözemedim. Herhalde bilimsel bir anlamı vardır. Gizli Şiddet: “Bir toplum için de hoş olmayan şeylerin önemsiz kılınması ya da onu reddetmesi gayet doğaldır. Bu Ermeni Soykırımı konusunda da böyle olmuştur… Soykırımla ilgili olarak toplumsal düzeyde bir duygusuzluk hali gelişmiş gibi görünmektedir.” Görüldüğü gibi Türkleri vicdansızlıkla bile suçlayacak kadar ileri giden Akçam, yargılarını ortaya koyarken, hangi verilere dayandığını hiç ifade edememektedir. Toplumsal Hafızanın “Kara Deliği”: “Türk toplumu tarihi ile yüzleşirse her şey sorgulanacaktır. Şüphesiz ki sorgulamanın yıkıcı ve zarar verici etkileri olacaktır.” Buradaki ifadesiyle de itiraf ettiği gibi, olmamış bir olayın Türk milletinin bir vahşeti gibi kabul edilmesinin “yıkıcı ve zarar verici etkileri” olacağını belirtmektedir. Peki o zaman Türk milletine, Türk devletine yıkıcı ve zarar verici çabalarda bulunmak neyin nesidir? 2. Cezalandırılma korkusu Bu konuda toprak talebi üzerinde duruyor. Bunun hukuki bir yanının olmadığını vurgulayarak üzerinde durulmamasını isteyerek geçiştiriyor. Ancak ilerleyen başlıklar altında da göreceğimiz gibi bu konuyu önce bu şekilde önemsizleştiriyor daha sonra yine mahkeme ve mahkumiyetten bahsediyor. Bu ne çelişkidir? Türkiye maddi tazminat öder mi?: AP’nun 1987’deki kararına ve Koçaryan’ın 2001’de Agos gazetesindeki açıklamalarına atıfta bulunuyor. Böyle bir talebin olmadığını ispat etmeye çalışıyor. Madem böyle bir talepleri yok, nedir bu denli soykırım tanıma çabaları? Anlayacağımız, mevzuumuz “tamamen duygusal”. 3. Post-travmatik şok ve geçmiş korkusu Cumhuriyetin bazı kadrolarının hırsız ve katil olarak tanımlanması tehlikesine dikkat çekiyor. Bu şekilde de cumhuriyetin kurucu kadrolarını yine belden aşağı oynayarak zan altında bırakmaya çalışıyor. İmparatorluğun en uzun yüzyılı: “Ermeniler, Türklerin gözünde Osmanlı’nın yıkılışının sembolüdür.” Bir komplekse sahip olduğunu söylediği Türk toplumuna, burada hem bir hakaret, hem de açık bir iftira söz konusudur. Akçam, Türklerin bu kompleksi aşmalarının yolunun tarihle yüzleşmek ve açıkça konuşmak olduğunu söylüyor. Türk milletinin hiçbir dönemde böyle bir kompleksi olmadığı gibi, hala Türk milletine karşı işlenmiş ve işlenmekte olan soykırım ve vahşet gibi vakaları, şerefsizlik ve hainlik dolu saldırıları gün gibi hatırlamaktayız. Bu saldırıların faillerinden biri de bugün “Ermenisevici”lerin sahip çıkmaya çalıştığı Ermenilerdir. Mustafa Kemal Atatürk’ün tutumu: Akçam, Atatürk’ün soykırım demediğini, ancak olayları vahşet olarak adlandırdığını iddia ediyor. Tabii Ata’nın hangi olaydan bahsettiğine hiç değinmiyor Taner bey. Varsayalım ki, Ata bunları Ermeni ihaneti için kullanmış olsun. Geçmişi unutturmak isteyen cumhuriyet kadroları nerede peki? Hangi dediğine inanacağız Taner beyin? Bu kadar tutarsızlık hem de bir makale içinde biraz fazla olmuyor mu? 4) Kahramanları kötü adamlara dönüştürme ikilemi Akçam, cumhuriyet kadrolarının tanımlanma meselesini tekrar ediyor. Artık ben bıktım bu tekrarlardan. Soykırım zenginleri: Çukurova bölgesindeki bazı kişiler kastediliyor. Ayrıca, Atatürk’ün milli mücadele sırasındaki girişimleri de dolaylı olarak eleştiriliyor. Sonuçta, Akçam’a göre milli mücadelenin kahramanları canidir. 5) “Bu işin sonu nereye varacak ?” korkusu “Bunun bir nedeni, acaba, tarihinde pek çok yanlış yapmış bir toplumun bu kadar çok sorunla baş edemeyeceğini düşünmesi olabilir mi?. Gerçekten de Osmanlı-Türk tarihindeki kitlesel şiddetin tarihi dipsiz bir kuyuya benzer.” Bu ifadelerin benzerlerini yine yukarıdaki başlıklarda görmüştük. Kürt Ayaklanmaları: 1920-1938 arasındaki Kürt ayaklanmalarında yüzlerce cana kıyıldığını belirterek Atatürk’e yine dolaylı olarak saldırmaktadır. Yakın tarihe bakışı ise tamamen ideolojik bir çerçevededir. Kollektif amnesia’ya devam Geçtiğimiz günlerde gündeme getirilen ve bir türlü ispatlanmamış toplu mezar iddiasını gündeme getiriyor. Bu olayı gündemine almayan Türk toplumunun, yine toplumsal hafızasının çalışmadığını hatırlatıyor. Sorunu Çözme İçin Türkiye hangi adımları atabilir? “Konuş, eğer konuşmazsan aynı hatayı tekrar edersin.” Türkler bu konuları konuşsun ki bir daha soykırım yapmasın diyebilme özgürlüğünü yaşayanların Türk demokrasisini eleştirme hakları olabilir mi? “Fazla hatırlama” ile “unutma” arasında: “Fakat genel kural olarak diyebiliriz ki, toplumların kendi geçmişlerinde yaptıkları hak ihlallerinin tam bir listelemesini yapmaları, bu toplumların zorunlu demokratik dönüşümlerini yapabilmeleri açısından önemli görünüyor.” Türk toplumunu doğrudan hedef olarak belirleyen Akçam, Türklerin yaptığı başka sözde soykırımları da ima ediyor galiba. Peki onları sayamaması nedendir? 1) Affet ve Unut Yöntemi: “Bir kuşak geçmişi unutmaya razıdır, ancak bu tavır sonraki kuşağı ya da kuşakları bağlamaz. Belki de tarihsel uzaklığın yarattığı rahatlık duygusu ile, yeni bir kuşak “o günlerde gerçekten ne olduğu” konusunda bir önceki kuşağa meydan okuyabilir.” Ermenilerin hakkını verebilmemiz için yeni neslin geçmişe meydan okumalıdır. Mantığa bakınız. 2) Cezaya dayalı adalet: “Mahkemeler ve mahkumiyetler - Kısacası, “cezaya dayalı adalet” yöntemi sadece yeni rejimin, eski rejimin çirkin meşruiyeti ile bağlarını şüphepe yer bırakmayacak biçimde koparmasını sembolize etmekle kalmaz, aynı zamanda toplumun yeni demokratik değerlere sıkıca bağlanmasını da garanti eder.” Yukarıda birçok yerde toplumu hedef alan Taner bey, şimdi dönüp dolaşıp rejimlerin suçluluğuna değinmeye başladı. Belki de dil sürçmesidir. 3) Gerçeği Arama (Hakikat) Komisyonları (ya da Onarıcı Adalet) “Kendi karşılaştığı sorunun, “olağan” veya “sıradan” sorunlardan birisi olduğunun bilinmesi, sorunun çözümü doğrultusunda adım atma medeni cesaretini de hızlandırabilir.” Her biçimde sözde soykırımın kabulü üzerine yoğunlaşmış olan Akçam'ın ön yargısız olduğunu kim söyleyebilir? Türkiye Nerede Duruyor? Yunan basınında sıkça rastlanılan Türkiye’deki militarist-bürokratik yapı iddialarını bu başlık altında işleyen Akçam şu şekilde yazıyor; “Sorunlara son derece “fayda” ve “çıkar” mantığı ile yaklaşmaya alışmış militarist-bürokratik güç odakları, eğer tarihle yüzleşmenin bazı “faydalarını”, “ödüllerini” görürse bu konuda çok fazla engel çıkarmayabilir.” Yani Akçam'a göre, Türk askeri ve devlet adamları belli bir rüşvet karşılığı fazla seslerini çıkarmayabilir. İlginç… Güven eksikliği “…konu uluslararası düzeyde Türkiye’nin 85 yıllık açık inkar ve red politikaları nedeniyle özel bir önem kazanmıştır. Gerek bilim dünyasında gerek politik düzeyde, ‘geçmişin nasıl ele alınmaması gerektiği’ konusunda Türkiye negatif sembol bir ülke haline gelmiştir. Bu noktada, Türkiye özel bir dış baskı çeşidiyle de karşı karşıya olduğunu görmek zorundadır.” Türkiye güzellikle sözde Ermeni Soykırımını kabul etmezse zorla kabul ettirilecektir. Bu da tehdidin bir başka şekilde ifade edilişi oluyor galiba. Kimin adına sözcülük yapılıyor pek anlaşılamıyorsa da nemalanılan kaynaklar Türk milleti tarafından az çok biliniyor. Ermeni-Türk Barışması “Uzlaşmayı ve barışmayı zorlaştıran bir diğer faktör ise, her iki toplumun yaşadığı travmanın derinliğidir.” Ne barışmasından bahsediyoruz? Barışınca ne olacak? Kardeş mi olacağız? Nedir bu gayret? Belki de amaç; sınırların açılması, ambargoların kaldırılması ve Ermenilerin rahatlatılmasıdır. Peki neden? Karabağ’ı daha rahat işgal edebilmeleri Azerbaycan’a daha rahat saldırabilmeleri için mi? Biz bunların son örneklerini Balkanlar’da yaşamadık mı? Bu çatışma dışarıdan nasıl görünüyor? “İddialı gibi görünse bile söylemeliyiz ki, eğer bu teşebbüsler olmasaydı, konu çoktan unutmanın dipsiz kuyusunda yok olup gidebilirdi.” Allah’tan Taner Akçam ve mensup olduğu gruplar var da konu unutturulmadı. Türkiye pek çok ülkede mahkum ettirildi. Bunlar hep bilim adına yapılan çalışmalardır. Böylece Türkiye’ye Nobel’i de getirebiliriz her halde. Ayrıca, iki taraf arasında hakem arama çabaları da bu başlığın altında ele alınmıştır. Ve takdir edersiniz ki öngörülen adil hakem AB’dir. Ne tesadüf yahu? Barışma sürecinin yol haritası “Eğer bir sorunu çözmek istiyorsanız, herşeyden önce, kamuoyunun sorunu algılayış tarzını değiştirmeniz gerekir.”. “Türkiye’de, tarih üzerine tartışmak istemeyen ve sorumluluktan kaçan çevrelerin, ‘suçlama’ ile ‘sorumluluk’ arasındaki sınırı yok eden dili bir bahane olarak kullandıkları bilinmektedir. Dolayısıyla, bugünkü Türkiye insanını suçlayan bir dilin değiştirilmesi bu tür bahanelerin de kolayca ortadan kaldırılmasını sağlayacaktır.”. “Şüphesiz sorunu çözecek adımların başında Türkiye’nin konuyu tartışmayı suç haline getiren tüm yasakları bir an önce ortadan kaldırmasıdır. Kamuoyunun herhangi bir baskı ya da cezalandırma korkusu yaşamadan özgürce tartışmaya başlaması gerekir. Taraflar, ancak geçmişle yüzleşmek suretiyle yaşadıkları travmayı aşabilir; ve geçmiş, bugün ve gelecek arasında ayrım yapmayı öğrenebilirler.” Taner Akçam neden sorunların çözülmesi konusunda hep Türkiye odaklı olarak hareket ediyor? Önyargı ile açıklayamayacağımız bir tavırdır bu. Bunu yazan birinin İsviçre’nin adam gibi adam, bilim adamı gibi bilimadamı olan Yusuf Halaçoğlu’na koyduğu yasaklardan da bahsetmesi gerekmez mi? Hakikate ulaşmak için “Geçmişle uğraşmanın temel amacı elbette hakikati açığa çıkarmak olmalıdır. Burada ‘hakikat’ kavramını çok geniş bir anlamda ve resmi çevrelerin artık ortadan kaldırılması gereken açık yalanlarına karşı kullanıyorum.” Tespitten uzak tahrik dolu yaklaşımın bilimsel tarafını görebilen varsa bize de lütfen açıklasın. Devam ediyor Akçam; “Geçmişle ilgili ‘hakikat’i açığa çıkarmanın iki temel hedefi vardır: 1) Kurbanlar için adalet arama ve onların ayaklar altına alınan haysiyetlerini onarma, 2) İleride olması muhtemel hak ihlallerini önleme ve toplumlar arasındaki uzlaşma ve barışı kolaylaştırmak.” “Avrupa Birliği önderliğinde oluşturulabilecek “hakikat komisyonu” ya da “tarihçiler komisyonu” böylesi bu işlevi üstlenebilir.” Yukarıda belirttiğimiz gibi hamimiz AB. “Tarihe ilişkin benzeri haksızlıklarla uğraşan komisyonların uğraştığı merkezi soru, kurbanların yaralarının nasıl sarılacağıdır.” Esas mesele bu değil mi zaten? “Tazminat ve hasar giderme taleplerinin hukuki açıdan can sıkıcı yanları olmasına rağmen, tazminatın aslında sembolik bir adım, sadece ahlaki bir jest olduğunun unutulmaması gerekir.” Bildiğiniz gibi Taner Akçam daha önceki başlıklarda bu konudan hiç böyle bahsetmemişti. Bir makale içinde biraz fazla bir çelişki yaratıyor kanaatimce. Akçam, değerli katkılarına devam ediyor; “Bütün bunlardan sonra Türk-Ermeni çatışmasına ilişkin şöyle bir yol haritası önermek mümkündür: Türkiye diplomatik ilişkiler için Ermenilerin uluslar arası platformlarda Soykırımın tanınması girişimlerinden vazgeçmesini ön şart olarak koymaktan vazgeçmelidir.” Neden? Ermenilerin ve Ermenisevicilerin daha rahat at koşturabilmesi için mi? “Sınırın ön koşulsuz açılması, diplomatik ilişkilere ek olarak örneğin Türkiye’deki bakanlıkların web sitelerinde olduğu gibi, resmi kurumların ortalığı kızıştırıcı politikalardan vazgeçmesi gerekir. Zaten bu web sitelerinin varlığı bile Türkiye’nin devlet politikasıyla çelişmektedir. Bilindiği gibi Türkiye, devletlerin işe karışmaması ve konunun tarihçilere bırakılmasını istemektedir. Oysa konuya bulaşmamış Türk devlet kurumu yok gibidir.” Bir toplumu ve devleti yersiz bir şekilde itham edeceksin, ve o toplum ve devlet hiç sesini çıkartmayacak mı? “Anadolu’daki Ermeni kültürel varlıklarının korunmaya alınması ve restore edilmesi barışma yolunda önemli bir adım olabilir. Eski Ermeni şehirlerini ve tarihi eserleri onarmak, bunların Ermenice orijinal isimlerini kullanmak, Ermenilerin Anadolu kültürüne yaptıkları katkıları bilinir hale sokmak ilişkilerin inşası için güzel jestler olacağı gibi, en önemli ürünlerini Anadolu topraklarında veren Ermeni kültürüne ve yaşamına ilişkin izlerin yeryüzünden silinmesinin de önüne geçecektir.”
Evet burada haklı Akçam. Hatta doğu Anadolu’yu Ermeni ülkesi olarak tescil edip kendilerinin imarına açsak daha çok sevinir herhalde. “Tehcir sırasında ülkeden ayrılmak zorunda kalmış Ermenilerin eski şehirlerinin fahri vatandaşı yapılması ya da özel bir statü ile Türkiye’de ikametine izin verilmesi gibi sembolik adımlar da çok faydalı olur.” Evet mutlaka jest yapmalıyız. Zaten birçok hükümetimiz geçmişte ve şu anda yaptıkları icraatları ile Ermenisevicilerin de iştahını kabarttı maalesef. Alışkanlık oldu nasılsa. “Ermenistan Parlamentosu’nun Türkiye’den herhangi bir toprak talebi olmadığını açıklaması, ASALA cinayetlerinin açık olarak kınanması gibi bazı jestler milliyetçi propagandaları boşa çıkarılabilir ve Türk kamuoyu yeniden şekillendirilebilir.” Türkiye’yi kandıracak küçük bir iki adım da Ermeniler atsın ne zararı olur? “Ermeni çevrelerde yaygın olarak kullanılan soyut ve tarihsiz “Türk” kelimesi sorunu çözmeye değil, karmaşıklaştırmaya yarıyor. Bu kavram, aralarında pek çok farklılık bulunan Türk devleti ile Türk halkını aynı kefeye koymakla kalmıyor, aynı zamanda toplumun değişik kesimlerini de tek bir bütünmüş gibi sunuyor. Halbuki ortada tek bir Türk yerine, Kürtler, Türkler, Aleviler, Müslümanlar, Çerkesler, kısacası çeşitli kesimler var. Devletle toplum ve toplumun değişik kesimleri arasındaki farklılıkları ortaya koyan bir dili geliştirmek sorunun çözümünün yarısı gibidir.” Akçam'ın bu yaklaşımları daha fazla söze gerek bırakmıyor. “Örneğin Başbakanlık arşivinde çalışan özellikle genç Türk akademisyenlerin sorgulanması sıradan bir uygulamadır. Aynı şekilde Türkiye toplumunun büyük kesimi, Amerikan, İngiliz, Alman ve Avusturya arşivlerinden habersizdir Bu nedenle bu belgelerin toparlanması, tercüme edilmesi ve yayınlanması çok önemli bir adım olacaktır. Tüm bu çalışmalar, Avrupa Birliği tarafından da desteklenecek, oluşturulacak ve resmi veya yarı-resmi “tarihçiler komisyonu” ya da “gerçeği arama komisyonu” çatısı altında yürütülebilir.” Hakan Cem Işıklar 08 Haziran 2005
Not: 1953 yılında Ardahan’ın Ölçek köyünde doğan Akçam, ODTÜ İderi Bilimler Fakültesi mezunu olup, Devrimci Gençlik dergisinin sorumlu yazıişleri müdürlüğünü yaparken, dergide komünizm ve Kürtçülük propagandası yapıldığı iddiasıyla yargılandı ve 1976 Mart’ında tutuklandı. 1977’de de yaklaşık 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 1977’nin 12 Mart günü Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nden kaçtı. Akademik kariyerini sürdürdüğü iddia edilen Hamburg Üniversitesi’nde, halen akademik bir unvan alamamıştır.
Görsel Malzemeler için kullanılan kaynaklar: http://www.aztagdaily.com (Taner Akçam)
http://www.virtualani.freeserve.co.uk (Ermeni Eserleri Haritası)