AMERİKAN KARŞITI SESLER NASIL KISILACAK?
Ülkemizin yakışıklı başbakanı sonunda ABD ziyaretini bitirdi, bitirecek. Günlerdir ha gitti, ha gidecek diye köşebaşlarını tutan çok sayıdaki muhterem atıp tutuyor. Kıytırık bir randevu ve o randevuya yüklenen anlaşılması imkansız anlamlar milletin kafasını iyice karıştırdı. Bana sorarsanız “Turgut Özal’ın sahtesi” bu işi tam anlamıyla rezil etti. Yapmacık tavır ve davranışlarla, kendini, magazin düşkünü medyanın desteğine rağmen kurtaramadı. Yok “elini tuttu”, yok “sırtını sıvadı”, yok “enseye tokat”, yok “sağa sola parmak” haberlerinin peşindeki malum medya ve onun vatanperver köşecileri, bu sefer durumu kurtaracak malzemeyi bulamadı. Ancak bu defa da yakışıklının sokaklarda “yüce Amerikan halkı”nın fertleri ile çektirdiği fotoğraflar, “şehzadesinin başarıları” ve biraz da istediğini aldı-almadı konuları gündeme taşındı.
Aldığımız bazı şeyler vardı mutlaka. Mesela PKK konusunda koskoca baba elde ettik yakışıklının üstün diplomatik duruşları sayesinde. Tabii bunun yanında sokuşturulan bir dolu nasihati de unutmamak gerekir. Özellikle de “Amerikan karşıtlığı”na karşı hükümetin atması gereken adımlar konusunda. Bu konuya tekrar dönmek üzere yaşanan birkaç olaya değinmeden geçemeyeceğim. Yakışıklı başbakanımız henüz “değerli ‘Başkanı’ Bush hazretleri” ile görüşmeden önce Amerika’nın önde gelen basın-yayın kuruluşları ile de mülakatlar yaptı! Bu ayrıntı unutulur mu hiç? Çok b.k bir habermiş gibi TRT utanmasa bir de ‘son dakika’ diye verecekti. Bizim buna değinmeden geçmemiz, yakışıklının bin bir zahmetle elde ettiği başarılarının üzerini örttüğümüz anlamına gelebilirdi maazallah. Unutmayalım, Afgan şeyhlerin daha dün dizlerinin dibine çökenlerin, bugün “ulu imparator Bush”un yanında ayak ayak üstüne atabiliyor olması da, büyük bir iltifatı gerektirir. CNN’deki mülakatını izledim. Bizim yakışıklı, karşısındaki ihtiyarın sorularını yanıtlarken, ikide bir sanki bir kasıt varmış gibi konuşması kesildi. Tam konuşuyor, ihtiyar araya girip neredeyse azarlar gibi bizim başbakana yol gösteriyor. Bu muameleyi başka hangi ülkenin başbakanına yapabildiler merak ediyorum doğrusu. Ancak bir husus vardı ki asıl dikkat çekici olan da bence buydu. Adam, Tayyip Erdoğan’a yekten “Güneydoğu’daki ‘gerillalar’ yeniden faaliyete geçti. Bu konuda ABD’nin tutumu hakkında görüşlerinizi alabilir miyim?” şeklinde bir soru yöneltti.. Tabii bizimki biraz şaşkın, o bölgede terör var, vs var şeklinde durumu kurtarmaya çalıştı. Sağolsun en azından onu yaptı. Ancak CNN gibi bir yayın kuruluşunun (ABD yönetiminin sesi) önde gelen programcısına bile biz teröristle gerilla arasındaki farkı anlatamamışsak, bizim malum medyadaki köşeciler neyi tartışıyorlar? anlamak mümkün değil. Aslında bunun adı, düpedüz tahriktir, bunu karşı koyamamak ise rezalettir. Haysiyetli bir siyasetçinin bu soruyu nasıl karşılayacağını, buradan bizim anlatmamız neyi çözer bilemiyorum. Ancak bu kepazeliği yaşadık bir kez daha. Ortaklık mı dedi? İlişki mi dedi? Herkes bu “hayati” sorunun cevabını ararken ben adamlar PKKlı teröristleri hala gerilla diye tanımlıyor diye hayıflanıyorum. Benim ki de siyasete bakış olacak bir de! Bana da yazıklar olsun… Ayrıca Tayyip efendinin ülkesini o programlarda türban ve başörtüsü konusunda ABDlilere şikayet edişi vardı ki; eşi benzeri var mıdır dünya üzerinde bilemiyorum? Bunu görmeyen gözleri perdeliler, bu adama destek vermeye devam etsinler. Bakılım sonunda neler olacak? Ülkesindeki demokrasi anlayışını dışarıda şikayet eden başbakana kimse de sormadı; bre başbakan! Sen necisin orada? diye! Eeee memleketin dışişleri bakanının karısı yine kendi memleketini (biz öyle sanıyoruz) AİHM’ne şikayet edebiliyorsa, başbakanı da bunun üzerine tüy diker tabii. Altta mı kalacaktı? Neyse sinirlerimizi daha fazla zorlamadan ABD karşıtlığı meselesini ele alalım. ABD’nin Türk Hükümeti’nden resmi ve gayrı resmi talebi budur. Aylardır bu konuşuluyor zaten. Hükümetin görevi bu. Bunu bildiği halde ABD’ye emir tekrarı yapmaya gidenleri ABD zaferleri ile yurda dönüşlerinde karşılarız. Hatta üzeri açık otobüslerde balonlar fırlatarak, yalakalık dolu tezahüratlarla Ankara’da gösteriler de yaparız. Hem bu iş de gelenekselleştirilmiş olur. Ayrıca yalakalık turizmine de büyük bir katkı sağlar. Maliyemiz de benzine iki de bir zam yapmak zorunda kalmaz belki. Geçmişte bazı sol grupların ABD filolarına gösterdiği tepkileri hatırlayalım. O dönemdeki tepkinin ideolojik boyutundan bahsedilse de, günümüz siyasal İslamcılık akımlarının onlardan çok da farklı olmadığı bilinmektedir. Ancak bu akımın önündeki ciddi engel, AKP’dir. ABD eğer ciddi olarak AKP’ye ABD karşıtlığını gidermesi için baskı yapıyorsa, büyük bir yanılgı içindedir. Çünkü AKP, bu akımların gösterecekleri tepkilerin çok büyük bir bölümünü zaten emmektedir. Yok eğer muhalefetten çıkan cılız sesleri hedef alıyorlar ve bu konuda da Erdoğan’ı maşa olarak kullanmak istiyorlarsa buna söylenebilecek bir şey yok. Buna alet olacak olanlar düşünsün. Türkiye’de topluma genel anlamda hakim olan vurdumduymazlık, aşağılık kompleksi ve umutsuzluk havası da düşünülecek olursa, ABD’nin endişeleri(cidden varsa) çok yersizdir. Hele “Stratejik Ortağı Erdoğan” (Türkiye demiyorum) da tam talimatı alıp, emir tekrarı yapmışken endişeye mahal yok. Ancak Türkiye’de ABD’ye tepki yok demek başka, ABD’ye gıcık olunmuyor demek değildir. Sen dünyaya nizam vermek için üç kıtada sayısız can ve kan bırakan koskoca bir imparatorluğun yadigarının etki alanı içinde kafana göre takıl, binlerce masumu öldür, ona buna akıl ver, tehdit et, askerine unutulmaz bir hakarette bulun, vs..vs… sonra da kalk ABD’ye sevgi oluşmasını bekle. Yürü ulan hıyar derler adama… Ama onu diyebilmek için de güçlü bir devlet, haysiyetli bir millet ve adam gibi adam olmak gerekiyor. Yazının başında aldığımız “baba” ile “nasihatlerden” bahsetmiştik ya, haksızlık etmeyelim; Tayyip, hiç de eli boş dönmüyor aslında. Bağlılıklarını bildirdiği ‘memleketi’nden 389 milyon dolarlık 12 adet Skorsky ile dönüyor.
Hakan Cem Işıklar 11 Haziran 2005
Görsel Malzeme için kullanılan kaynak: http://www.whitehouse.gov (Erdoğan & Bush)